1. ÇORAKLIK VE ÇÖLLEŞME
Çorak topraklar tarımı etkileyen temel sorunlardan birisi olduğu gibi, çok önemli bir çevre sorunu olarak da kabul edilmektedir. Çoraklık ve çölleşme birbirinde farklı ama birbiriyle ilişkili iki oluşum olup topraklarda tuzluluğun artması, toprakların çoraklaşması çölleşmeyi hızlandırmakta veya tersi olarak çölleşmenin etkisiyle topraklar çoraklaşmaktadır. Çoğunlukla çölleşme toprakların çoraklaşmayla ilişkili olmaktadır. Topraklarda ve suda tuzların birikmesinin nedeni, suda çözünebilir tuzların yeraltında, toprakta ve suda birikmesidir. Tuzların kimyasal yapılarının farklı olmasına bağlı olarak, değişik çevresel koşullarda değişik tuzlu topraklar oluşur. Çorak topraklar dünyada toplam arazi yüzeyinin yaklaşık % 10' unu kaplamaktadır. Bütün iklim kuşaklarında oluşabilen tuzluluk ve alkalilik, kurak koşullarda daha fazla ve çabuk bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle tuzlu ve alkali topraklar kurak ve yarkurak iklim bölgelerinde yaygın olarak bulunurlar. Bu durum çoraklık ve çölleşmenin birbiriyle ilişkili olmasının nedenlerinden biridir.
Çoraklık ve çölleşme arasındaki ilişki, çoraklaşmanın çölleşmeyi artırması, çölleşme ile birlikte aynı anda çoraklaşmanın oluşması, çölleşmenin etkisi ile çoraklaşmanın hızlanması ve artması şeklinde olmaktadır. Çölleşmenin derecesi belirli bir tuzluluk seviyesi ile ilişkili olup çölleşmenin derecesi çoraklığın derecesine bağlı olarak artmaktadır. Bu ilişkiyi ve karşılıklı etkileri şu şekilde özetlenebilir. Çölleşme tuz birikimini artırmakta, tuzların yıkanmasını azaltmaktadır. Çölleşme ile toprakta olduğu gibi yeraltı ve yüzeysularının tuz yoğunluğu artmaktadır. Suda çözünebilir tuz bileşiklerinin artmasıyla tuzlulukta ikinci bir artış meydana gelmektedir. Çoraklaşma suyun yarayışlılığını azaltmakta, bitki besin maddelerinin alımını olumsuz etkilemektedir. Çoraklık biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır. Çoraklık ile toprak yüzeyini kaplayan bitki örtüsü sınırlanmakta, organik madde azalmakta, suyun ve toprağın fiziksel özellikleri kötüleşmektedir. Çölleşme oluşumunda kısmen sulamanın etkisi, kısmen de biyolojik çeşitliliğin azalması ile topraklarda sık sık ikincil tuz birikimi meydana gelmektedir. Bahsedilen olumsuz şartların birlikte etkisiyle çoraklık ve çölleşme oluşmaktadır.
Çoraklık ve çölleşme doğal, jeokimyasal ve iklimsel etkenlerin tesiriyle jeolojik devirlerden beri oluşmaktadır. Ancak tarımsal üretimdeki gelişmelere, nüfusun artmasıyla birlikte özellikle sulamadaki gelişmelere bağlı olarak insaneliyle meydana gelen çoraklaşma ve çölleşme çok daha fazla öneme sahiptir. Çorak topraklar, orijinleriyle ilgili doğal faktörlerin yanısıra, çoğunlukla insanların yanlış toprak ve su yönetimleri sonucunda oluşurlar. Uygun olmayan sulama yöntemlerinin kullanılması ve drenaj yetersizliği, tuzlu toprakların oluşumunda insan faktörünün etkisini gösterir.
Daha fazla yiyecek talep eden ve sürekli artan bir nüfus ile verimli arazilerin bozulmasının aynı zamanda ortaya çıkması, çorak toprakların oluşumunda insan faktörünün önemini göstermektedir. Yapılan bir tahmine göre önümüzdeki 75 yıl içinde tarım arazilerinin yaklaşık, sadece % 10 artabileceği, buna karşın dünya nüfusunun iki katına çıkacağı ve bu artışın büyük bir kısmının, tuzluluğun çok yaygın olduğu dünyanın yarı kurak ve kurak bölgelerinde olması konunun ciddiyetini göstermektedir.
Çizelge 1. Çoraklaşmaya bağlı olarak çölleşmenin derecesinin tahmin kriterleri
|
Çölleşme |
Bitki Örtüsü |
Toprak Tuzluluğu (EC dS/m) |
Bitki Verimi |
|
Hafif |
< 4 |
||
|
Orta |
Orta derecede |
4-8 |
%10-50 arasında azalmakta |
|
Yüksek |
Zayıf derecede |
8-15 |
%50-90 arasında azalmakta |
|
Çok Yüksek |
Arazi büyük ölçüde bitki örtüsünden yoksun |
Yüzeyde tuz kabukları, tozları |
% 90’dan daha fazla azalmakta |
Dünyanın değişik bölgelerinde sulu tarımın başlamasından sonra tuzluluk sorunu artmıştır. Bu soruna bağlı olarak çölleşmede hızlanmışır. Tarih, büyük uygarlıkların sulu tarım alanlarında başladığını, çok defa sulu tarıma bağlı olarak geliştiğini ve sulanan alanlarda otaya çıkan sorunlar nedeniyle gerilediğini gösteren örneklerle doludur. Bu duruma en tipik örnek olarak, Mezopotamya' da Fırat ve Dicle nehirlerinin verimli ovalarında yaşamış olan başarılı ve güçlü tarım toplumları verilebilir. Günümüzden 6000 yıl önce Mezopotamya' da ki bu toplumlarda sulama, yüksek düzeydeki üretkenliğin temelini oluşturmuştur. Elde edilen bilgilere göre, söz konusu yerlerde sulama sistemleri, ya hiç drenaj önlemleri alınmadan yada çok az dikkate alınarak yapılmıştır. Zamanla taban suyu yükselerek, bitki kök bölgesinde tuz birikmesine neden olmuştur. Arkeolojik kayıtlarından elde edilen bilgilere göre, toprakta tuzluluğun artmasıyla, tarım sistemi, buğday yetiştirilen bir sistemden sadece arpanın yetiştirildiği bir sisteme dönüştürülmüştür. Tercih edilen tahıl buğday olmasına rağmen, o tarihlerdeki tarımcılar tarafından, arpanın tuza daha dayanıklı olması nedeniyle, çiftçilere zorlama ile kabul ettirilmiştir. Ancak, tuzluluk artmaya devam etmiş ve zamanla arpa da tuzdan yetişemez hale gelmiştir. Bir zamanlar uygarlığın yükseldiği verimli topraklar, sulama nedeniyle verimsiz çorak arazilere dönüşmüştür. Bu sürecin sonunda, güçlü tarım toplumları gerilemiş ve tarih içinde yok olmuştur. Sözü edilen bu Mezopotamya örneğine, Mısır Nil Vadisinin çoraklaşmış arazileri ile sulama tarihinin tayin edilemeyecek kadar eskiye uzandığı Hindistan'da meydana gelen tuzlulaşma eklenebilir.
Eski çağlarda yapılan bu hatalardan çok önemli derslerin alınması gerekirken, insanlar sulanan alanlardaki tuz dengesine ve drenaj sistemlerine yeterli önemi vermeden büyük su depolama ve dağıtım sistemleri inşa etmeye devam etmiştir. Birçok ülkede "modern" sulama sistemleri, özellikle yetersiz drenaj nedeniyle tarımsal alanların yaklaşık %30' unu çoraklaştırmıştır. Aral havzasında Siriderya ve Amuderya nehirleri neredeyse tek sulama kaynağı olmasına rağmen, Aral denizine olan deşarj hemen hemen durmuştur. Aral denizinin su düzeyinin son 25 yıl içinde 13 m düştüğü, suyun tuz miktarının 9g/l’den 25g/l’ye yükseldiği ve deniz suyunun hacminin yaklaşık yarı yarıya azaldığı belirlenmiştir. Söz konusu nehirlerin deltalarında, ırmakların ve göllerin kuruduğu, tuzluluğun ve çölleşmenin önemli ölçüde arttığı, ekosistemin son derece olumsuz etkilendiği ortadadır.
Kurak ve yarı kurak bölgeler Dünyadaki toplam alanın yaklaşık %46' sını kaplar. Bu iklim bölgelerinde sulanan alanların yaklaşık % 50' sinde ise değişik düzeylerde tuzluluk sorunu vardır. FAO/UNESCO tarafından hazırlanan raporlarda, Dünya Toprak Haritası verilerine dayanarak, dünya genelinde 954 milyon hektar tuzdan etkilenmiş ve üretkenliği kısıtlanmış toprak bulunduğu bildirilmektedir. Bu tip sorunlu topraklar, Afrika' da 80.5 milyon, Avrupa' da 50.8 milyon, Avustralya' da 357.3 milyon, Amerika' da 146.9 milyon ve Asya kıtasında 319.3 milyon hektar alan kaplamaktadır.
Birleşmiş Milletlerin çalışmaları çerçevesinde elde edilen verilerden açık bir şekilde anlaşıldığına göre, çoraklık ve beraberindeki çölleşmeyle ilgili sorunlar, Türkiye’de dahil olmak üzere dünyada Kuzey, Orta ve Güney Amerika' da Doğu ve Güneydoğu Asya'da özellikle Hindistan, Pakistan ve Çin’ de; Afrika'da Sudan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ta, Arab yarımadasından Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Avustralya'da, hatta Avrupa’da güney-doğu ve güney-batıda kurak bölgelerde, İspanya’da, Portekiz’de bir çok yerde ortaya çıkmakta ve giderek büyümektedir. Kuzey Afrikadan Güney-Batı Asya’ya olan bölgede 3 milyon hektar sulanan alan potansiyel tuzluluk tehlikesi altında, Doğu ve Güney-Doğu Asya’da çölleşme ve çoraklaşmanın birlikte oluşumunun önüne geçilemez ise 7 milyon hektar alanın çölleşmesinin kaçınılmaz olacağı bildirilmektedir.