Mustafa AKINCI
Ziraat Yüksek Mühendisi
T.B., KHGM, ANKARA
Armağan KARABULUT
Hidrojeoloji Yüksek Mühendisi
T.B., KHGM,Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü, ANKARA
Sevinç MADENOĞLU
Ziraat Yüksek Mühendisi
T.B., KHGM,Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü, ANKARA
ÖZET
Dünyada her yıl önemli miktarlarda toprak taşınarak dere,
ırmak, kanal, sulama ve hidroelektrik baraj ve göletlerinde
birikmektedir. Bu birikim sonucunda ise hidrolojik yapıların
ekonomik ömürleri kısalmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerindeki
toprak erozyonuna ilişkin bilgilerin çoğu, barajlarda ve
göletlerde biriken sediment ya da akarsuların taşıdıkları silt
miktarı gibi dolaylı bilgilerdir. Bu nedenle havza bazında,
erozyonu dolayısıyla sediment birikimini önlemeye yönelik
gerekli tedbirler alınmalıdır.
Ankara’nın güneydoğusunda yer alan Güvenç
Göleti de erozyon sonucu meydana gelen sediment birikimi
sorunu ile karşı karşıyadır. Yapılan ölçümler sonucunda
göletin su toplama rezervuarının %30’unun sedimentle dolduğu
belirlenmiştir. Bu nedenle havzada meydana gelen erozyonu
kontrol altına almak ve en aza indirmek için gerekli
önlemlerin bir an önce alınması kaçınılmaz olmuştur. Bu
amaçla, gölet havzasında kontrol önlemi olarak, sediment
birikimini kademeli olarak azaltan, günümüzde dünyada da
kullanımı giderek yaygınlaşan gabiyon veya fildöfer adı
verilen yapılar inşa edilmiştir.
Proje kapsamında havza
alanında, Yaslımeşe deresi üzerinde 10 ve Cevizli dere
üzerinde 11 adet olmak üzere toplam 21 adet fildöfer eşik inşa
edilmiş, Yaslımeşe deresinin %4, Cevizli derenin %14 olan
doğal eğimi %1’e düşürülmüş ve böylece meydana gelebilecek
sediment taşınımının en aza indirilmesi amaçlanmıştır.
Echo-Sounder aletiyle 1997 ve 2000
gölet batimetre haritası Köy Hizmetleri Ankara Araştırma
Enstitüsü tarafından üretilmiş ve derinlik farkları iki farklı
yılın referans kotları yardımı ile 1.1 m bulunmuştur (Demirkıran,2002).
Fildöfer kafes inşaatı uygulaması sonrasında gölette yapılacak ölçümlerle
geriye dönük ölçümler karşılaştırılarak fildöfer kafes
inşaatının etkisi
belirlenmeye çalışılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Fildöfer, sediment birikimi, erozyon
GABIONS CONSTRUCTION STUDY AS PRECAUTION TECNIQUE TO
PREVENT SEDIMENT DEPOSITION PROBLEM IN WATER ACCUMULATION
BASIN OF ANKARA-GUVENC POND AND SOCIAL-ECONOMICAL EVOLUTIONS
ABSTRACT
Considerable amount of soils transported by channel, river and
stream is deposited in irrigation or hydroelectricity ponds.
This deposition called as sedimentation causes diminishing of
economical life of the hydrological water constructions.
Because of this reason precaution as to preventing sediment
deposition has to be urgently taken.
The Guvenc pond located in
southeastern Ankara is seriously threated by sedimentation.
The survey at the pond carried out by echo-sounder shows that
30% percentage of the water accumulation reservoir has been
filled. Gabions were constructed to prevent transportation of
soil towards the pond. These constructions diminish gradually
the soil transportation and deposition in the basin.
Total 21 gabions treshold were constructed
on the drenage network, 10 of which on Yaslimese stream and 11
of on Cevizli stream. Downstream slope lowered from 4% to%1 in
Yaslimese stream and from 14% to 1% in Cevizli stream bed.
Therefore, it is aimed that sediment transportation would be
kept at least at its minimum level.
The batimery map of the Guvenc pond
was generated by Ankara Araştırma Enstitüsü surveys with echo-sounder
in 1997 and 2002 respectively. The maximum and minimum water
surface level difference of these years were calculated. The
results show that the differece between the maximum and the
minimum water level decreased 1.1 m between the years
1997-2002 (Demirkıran, 2002). Measurements post and pre
construction phases will be compared in the years to come.
Keywords: Gabions, sediment transportation, water erosion
GİRİŞ
Toprak erozyonu, dünyanın kendisi kadar eski ve doğal bir
süreçtir. Ancak bugün, toprak erozyonu, yeni toprakların doğal
oluşum sürecinin çok ötesindeki bir noktaya gelmiştir. Gıdaya
olan talep tırmandıkça, dünya, kendi topraklarını sömürmeye
başlamakta, yenilenebilir bir kaynağı yenilenemez duruma
dönüştürmektedir.
Tarlalarındaki üst yüzey toprak
kaybının bedelini çiftçiler verimliliğin düşüşü biçiminde
öderler; fakat erozyonun bedelleri yalnızca tarımla sınırlı
değildir. Yüzey akışlarla tarlalardan taşınan topraklar dere,
ırmak, kanal, sulama ve hidroelektrik gölet ve barajlarında
birikmektedir. Arazi verimini azaltan üst yüzey toprak kaybı,
sulamayı, elektrik üretimini ve su yollarındaki ulaşımı da
azaltabilmektedir.
Irmakların taşıdığı sediment
miktarına ilişkin en son veriler, dünyanın başlıca
akarsularının büyük miktarlarda toprağı okyanuslara taşıdığını
göstermektedir. Pekin’deki “ Sarı Irmak’ı Koruma Komisyonu”
için çalışan Çinli üç bilim adamının, 1980 yılında elde ettiği
bulgulara göre, bu ırmak yılda 1.6 milyar ton toprağı
okyanuslara taşımaktadır (Brown and Wolf,1996).
Hidrologlar, akarsuların taşıdığı
toprakların dörtte birinin denizlere boşaldığını
hesaplamışlardır. Geri kalan dörtte üçü ise eğim tabanlarında,
barajlarda, akarsu deltalarında, akarsu yataklarında ya da
öteki çukur alanlarda birikmektedir. Bu durum, çoğunlukla su
yollarının değişmesine yol açmaktadır (Brown and Wolf,1996).
Dünyada ve Türkiye’de Sedimantasyon Sorunu
Taşıdığı sediment yükü bakımından , Sarı Irmak’ın hemen
gerisinde, yılda 1.5 milyar ton toprağı Bengal Körfezi’ne
taşıyan Hindistan’ın Ganj Irmağı yer almaktadır. ABD’nin en
büyük akarsuyu Mississippi, yılda 300 milyon ton toprağı
Meksika Körfezi’ne taşımaktadır. Bu değer Sarı Irmak ve
Ganj’ın oldukça gerisinde olmasına karşın, tarımın kalbi olan
kaybolan üst yüzey toprağını temsil ettiği için tarım
açısından ciddi endişe kaynağıdır. (Brown and Wolf,1996)
Üçüncü dünya ülkelerinin hemen
tümündeki çok amaçlı gölet ve barajlar ulusal kalkınma
stratejilerinin can damarı konumunda önemli yatırımlar olup,
yeni ulusların sermaye birikimlerinin de önemli bir bölümünü
oluşturmaktadır. Bunların en iyi örneklerinden biri,
Pakistan’daki Mangla Barajı’dır. Bu barajın tasarımcıları
projelemede baraja en az 100 yıllık bir ömür öngörmüşlerdir.
Hesaba katmadıkları nokta ise, barajın su toplama havzası
üzerinde, artan nüfusun oluşturacağı baskılardır. Bu alana
yönelen göç ile birlikte tarım faaliyetlerinin artması,
barajın öngörülenden belki de en az 25 yıl önce dolmasına
neden olabilecek sedimentasyona yol açmaktadır. Yapılan son
tahminlerden biri, bu barajın yarım yüzyıl içinde dolacağını
göstermektedir.
Tablo 1. Bazı Ülke Irmaklarının taşıdığı toprak miktarları
|
Irmaklar
|
Ülkeler |
Yıllık Sediment yükü
(milyon metrik ton) |
|
Sarı Irmak |
Çin
|
1600 |
|
Ganj
|
Hindistan
|
1455 |
|
Amazon |
ABD
|
363 |
|
Mississipi
|
ABD
|
300 |
|
Ravadi
|
Burma
|
299 |
|
Kosi
|
Hindistan |
172 |
|
Mekong
|
Nijerya
|
170 |
|
Nil
|
Mısır
|
111 |
|
Toplam |
Türkiye |
500 (m3) |
Aşırı düzeylerdeki sediment birikiminin
nedenlerinden biri, bu tür çok amaçlı barajları projeleyen
mühendislerin, yapılacak barajın alanını çoğu kez birkaç bin
kilometrekarelik geniş bir su toplama havzasının bir parçası
olarak görememiş olmalarıdır. Kolombiya’daki Anchicaya Barajı,
buna klasik örnektir. Çiftçiler daha projenin başlarında,
barajı besleyecek su toplama havzasının üst kesimlerini işgale
başladıkları halde mühendisler sediment birikimi sorunuyla
yeterince ilgilenmemişlerdir. Barajın tamamlanmasından iki yıl
sonra ise, çökelti birikimleri yüzünden su depolama
kapasitesinin dörtte biri kaybedilmiştir.
Hindistan’da, su kökenli erozyonun dolaylı kayıpları, Ulusal
Çevre Planlaması Komitesi Başkanı B.B. Vohra tarafından
özetlenmiştir. Vohra, Hindistan’da son 30 yıl içinde, 100
milyon rupiyi aşan yatırımla gerçekleştirilen, büyük ve orta
kapasiteli, çok amaçlı 487 baraj ve 500.000 gölette başlayan
sediment birikiminin çok ciddi bir sorun olduğunu ve şimdiki
sediment birikimi hızlarının, proje tasarım aşamalarında
öngörülenlerin birkaç katı düzeyinde olduğunu belirtmiştir
(Brown and Wolf,1996).
Sedimentasyon birikimi felaketine uğrayan ülkeler
listesi uzayıp gitmektedir. Ülke isimleri değişebilir, ama
koşullar aynıdır. Nijerya’da, Endonezya’da, Pakistan’da ya da
Meksika’da, nerede olursa olsun, toprak fiziğinin temel
kuralları işlemektedir. Eğimli alanlarda yanlış tarım
yöntemleri uygulanırsa toprak, yağmurun etkisiyle taşınmaya
başlar ve çoğu kez yararlı olmaktan çok, zararlı olacağı
yerlerde birikir.
Ülkemizin her bölgesi değişik
derecelerde su erozyonu etkisindedir. Rüzgar erozyonu ise
genellikle Orta Anadolu’nun güney kesimlerinde, Iğdır’da,
Menemen’de ve bazı kumlu kıyı kesimlerde yer yer etkilidir.
Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre; ülkemiz kara
yüzeyinin %85’i ile işlenen tarım alanlarımızın %73’ünün
şiddetli erozyon tehdidi altında olduğu ortaya çıkmıştır.
Bunun sonucu olarak ülkemizde de baraj, gölet vb. su
yapılarında sediment birikimi sorunuyla sıklıkla
karşılaşılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda; Çubuk 1
barajının 54 yılda %70’inin, Seyhan barajının 37 yılda
%40’ının, Kartalkaya barajının 25 yılda %30’unun, Altınapa
barajının 18 yılda %30’unun, ayrıca elimizde net bir veri
olmamasına rağmen Keban baraj gölü hacminin önemli bir
kısmının sedimentle dolduğu bilinmektedir. Barajlar ki
özellikle GAP’ın tarihçesine baktığımızda, bunun
mühendislerimizin 200 yıllık bir rüyası olduğunu görürüz.
Ayrıca gerçekleşmesi için de çok büyük maddi ve manevi bedel
ödememiz gerekmiştir. Ama bu tesisler erozyon ve bunun sonucu
sediment taşınımı ve birikimi sonucunda dolarak işlev göremez
hale gelmektedir. Ülkemizde her yıl erozyonla taşınan 500
milyon m3 lük sedimentin 108 milyon m3 ünün GAP bölgesindeki
barajlara aktığı hesaplanmıştır.
Erozyon Kontrol Yöntemleri
Erozyon sorununun önlenebilmesi için, öncelikle tarım arazisi
olsun, mera olsun, orman olsun her arazi yeteneğine uygun
kullanılmalıdır. Çok dik, sarp ve eğimli araziler mera veya
orman örtüsüne ayrılmalıdır. Daha düz ve düze yakın meyilli
arazilerde kontur sürüm ve eğime dik şeritsel ekim şeklinde
tekniğine uygun tarım yapılmalıdır. Ayrıca toprak üzerinde
kalan anız ve organik bitki kalıntıları kesinlikle
yakılmamalı, hafifçe toprağa karıştırılarak yüzeyde
bırakılmalıdır. Bu şekilde toprak gevşek yapısıyla hem suyu
emer hem de toprak erozyonu etkili şekilde önlenir. Bu tür
yerlerde çapa bitkileri mutlaka münavebe ile ekilmelidir.
Meralarda otlatma yıl içinde belirli sürelerde planlı olarak
yapılmalı, ot örtüsünün belirli bir yüksekliğin altına
inmesine izin verilmemeli, ayrıca mera ıslahına yönelik
çalışmalar yapılmalıdır.
Sekileme
İşlemeli tarım altındaki orta eğimli araziler basamaklar
halinde sekilenerek yüzey akışıyla toprak ve su kaybı
önlenebilir. Sekiler; tarla sekileri, basamak sekiler, hendek
sekiler, cep sekiler gibi değişik şekillerde yapılabilir.
Eşik ve düşüler
Yarıntı ve derelerin önü taş, çalı, beton, betonarme, kargir
eşik ve düşü yapıları ile kesilerek dere eğimi de düşürülerek
suyun akış enerjisinin azaltılmasıyla yatak aşındırması
önlenebilir.
Fildöfer Kafesler (Gabiyonlar)
Bugün dünyada da yaygın olarak
kullanılan, yeni bir teknik olarak gabiyon veya fildöfer adı
verilen kafeslerle havza koruma yapıları inşa edilmektedir.
Burada çürümeye karşı koruma altına alınmış galvaniz kaplı,
yumuşak çelik teller özel makinelerle altıgen gözlü çift büküm
olarak örülüp, dikdörtgen kafes olarak yapılmakta, bunlar
yanyana ve üstüste konarak beton yada kargir benzeri yapılar
elde edilmektedir.
FİLDÖFER KAFES EŞİKLERİN YAPILARI VE UYGULAMA ESASLARI
Bugüne kadar Güvenç havzasında,
havza koruma yönünden bilinen yapı ve çalışmaların birçoğu
yapılmış, fildöfer kafes bentlerin de bir çok avantaja sahip
olması nedeniyle bunlara eklenmesi düşünülmüştür. Yapılan
araştırmalarda, fildöfer inşaatlarının beton imalatla karşılaştırılması
sonucu; sulanmasının, kalıbın ,kalıba bağlı hafriyat
kazısının, kum-çakıl, çimento naklinin gerekmediği, zeminde
meydana gelebilecek çökmelerde kırılma riskinin olmadığı,
ayrıca tabandan sızma ve oyulmalarla oturma yönünden betona
göre toleranslı olduğu, inşaat maliyetinin yaklaşık yarısı
olduğu, ayrıca don, yağış vb. iklim olaylarından etkilenmemesi
nedeniyle her mevsim inşaatının yapılabildiği, inşaat
sonrasında da uzun yıllar boyunca betonda yıpranma, aşınma vb.
etkiler görüldüğü halde fildöfer taş dolgunun doğal bir
malzeme olması nedeniyle arasını silt ile dolarak kumtaşına
dönüşerek daha da sağlamlaşmakta olduğu ve üzerinde bitki
örtüsü geliştiği gözlemlenmiştir (Akıncı,2000).
Kutu Fildöferler
Kutu fildöferler (gabiyonlar) çinko kaplı yumuşak çelik telin,
altıgen (hekzagonal) şeklinde çift bükümlü olarak örülmüş
gözeneklerden TSPr EN 10223-3’ uygun şekilde imal edilirler ve
köşeleri boyunca gözenek imalatında kullanılan çinko kaplı
tellerden daha kalın bir tel ile çerçevelenirler. Yüksekliği 1
m ve uzunluğu 2 m’den fazla olan fildöfer kafesler 1’er m
aralıkta diyaframlarla hücrelere bölünür ve herbir diyafram
sadece üstte ve dik kenarlarda köşe telleri ile çerçevelenir.
Fildöfer Yastıklar
Fildöfer (gabiyon) yastıklar, özel yapılmış dikdörtgen
şeklinde geniş bir kaplama alanına sahip, kalınlığı 0.15-0.25
m arasında olan, 1 m aralıktaki diyaframlarla hücrelere
bölünmüş olan, 3 m uzunluk ve 2 m genişliğe sahip olan
malzemelerdir.
Hasır çelik levhaların bağlanması ile oluşan kutu fildöfer (gabiyon)
ve yastıkların boyutları (uzunluk, genişlik, yükseklik) her
proje için yapılan dizayna göre ayrı ayrı belirlenir ve
aşağıdaki tabloda belirtilen standart boyutlara göre
oluşturulurlar. Kutu fildöfer (gabiyon) boyutlarındaki
toleranslar ± %5 , fildöfer yastık boyutlarındaki toleranslar
ise ± %3 olabilir.
Tablo 2. Kutu fildöfer kafes boyutları
|
Uzunluk (m) |
Genişlik (m)
|
Yükseklik (m) |
| 1,50 |
1.00 |
1.00 |
|
2.00 |
1.00
|
0.50-1.00 |
|
3.00
|
1.00
|
0.50-1.00 |
|
4.00 |
1.00 |
0.50-1.00 |
Tablo 3. Fildöfer yastık boyutları
|
Uzunluk (m) |
Genişlik (m) |
Yükseklik (m) |
|
3.00 |
2.00 |
0.15-0.20-0.25 |
|
3.00 |
2.00 |
0.17-0.23-0.30 |

Şekil 1. Kutu fildöfer kafes yapısı

Şekil 2. Fildöfer yastık yapısı
Kutu fildöfer ve fildöfer yastıklarının dolumunda kulanılacak
taşlar; temiz, sert, dayanıklı, bozulmamış, en az aşınır,
gözeneksiz, her türlü hava koşullarına (donmaya vs.) karşı
dayanıklı taş veya kaya parçaları olmalıdır (dere malzemesi,
ocak taşı vs.). Burada tüf, marn, şist, kumtaşı vb gibi
eriyebilir veya dağılabilir özellikte taşlar
kullanılmamalıdır. Kullanılacak taşların boyutları, en az
gözenek çapına, en fazla gözenek çapının 2.5 katına sahip
olmalıdır (Tablo 4).
Tablo 4. Fildöfer kafes dolumunda kullanılan taş boyutları
|
Fildöfer gözenek tipi
|
Taş boyutu |
|
60-80 mm
|
90-150 mm |
|
80-100 mm |
110-200 mm |
 |
 |
Şekil 3 . Fildöfer inşaat yapımında kullanılmaya uygun olmayan ve
uygun olan taş ve tel kafes
Fildöferler kafesleri (gabiyonlar) monte etme, germe, hizaya getirme,
telleme ve doldurma yötemleri uygulama yerlerine göre değişir.
Fildöfer kafesler uygulama alanına katlı halde nakledilir ve katlı
halde gelen bu sepetler düzgünce açılıp, hasır çelik levhalar
ve diyaframlar dik hale getirilerek köşeleri boyunca bağlama
telleri ile bağlanır ve fildöfer kafes haline getirilerek
inşaata hazır hale getirilir. Fildöferler kafes haline
getirildikten sonra taşla doldurulur ve doldurma işlemi
tamamlandıktan sonra kapağı kapatılır ve bağlama telleri ile
tüm kafesler birbirlerine temas yüzeylerinin köşeleri boyunca
bağlanır.
Fildöfer kafeslerin görünen yüzlerini oluştururken özel
dikkat gösterilmeli, sadece uygun büyüklükteki seçilmiş taşlar
kullanılmalı ve bu yüzeyler iyi bir görünüm arz edecek şekilde
önceden hazırlanmalıdır. Deformasyonu ve şişmeyi önlemek için,
kafeslerin doldurulması aşamalar halinde yapılır. Fildöfer
kafes
inşaatın görünen yüzeylerine ahşap seri kalıp uygulanması
durumunda daha iyi bir yüzey elde edilebilir. Taşla doldurma
sırasında fildöfer kafeslerin deforme olmasını önlemek için,
görünen her bir dış hücrenin düşey yüzleri arasına bağlama
tellerinden tel kuşaklar gerilir. Kafesler tel kuşak
seviyesinin hemen altına kadar doldurulur ve sonrasında da
gerginlik sağlamak için kuşaklar döndürülür (KHGM, 2002).
Fildöferlerin Kullanım Avantajları ve Uygulama Alanları
- Ağır galvaniz / PVC kaplı yumuşak çelik ve dayanıklı
tellerden, çift bükümlü olarak imal edilen fildöferler
topraktan ve sudan gelebilecek bütün etki ve güçlere karşı
dayanıklıdır.
- Stabil olmayan zeminler, dalgalar tarafından aşındırılan
alanlar ve dalgalı akıntılarda beton ve rijit yapılardaki gibi
bozulma, çökme sonucu kırılma olmamaktadır.
- % 30 boşluklu kutu ve yastık fildöfer kafeslerin yapıları suyu
rahatlıkla geçirdiği için ayrıca kapsamlı bir drenaj sistemine
veya barbakanlara ihtiyaç yoktur.
- Montajı çok kolaydır, uygulama süresi kısadır.
- Kalifiye işçiye ihtiyaç yoktur.
- Dolgu malzemesi olarak kullanılan taşlar uygulama yapılan
yerin (dere yatağı, vs.) yakınından temin edilebilir.
- Beton yapıların aksine her türlü hava şartında uygulama
yapılabilir.
- Dolgu malzemesi (taş, çakıl) ile doldurulan fildöfer kafeslerin
içindeki boşluklar zamanla kum, toprak vb. malzemelerle
dolduğu için içinde doğal bitki örtüsü gelişir ve bu da yapıya
dayanıklılık verir ve doğayla bütünleşme sağlar.
Fildöfer kafes yapılar birçok alanda etkin olarak kullanılmaktadır.
Bu alanlardan bazıları; Şev korumaları, dere yatağı ıslahı,
erozyonun önlenmesi, sediment tutulması, havzaların ıslahı,
demiryolları, karayolları, istinad yapıları, arazi sınır
tahkimatları, köprü yaklaşım dolguları ve menfezler, liman
işleri, sahil koruma, kaya ve taş düşmelerine (heyelanlara)
karşı önlem olarak (Maccaferri, 2001).
ÇALIŞMA ALANI
Uygulama alanı Ankara- Yenimahalle- Güvenç köyündeki Kayaönü
deresi üzerinde yapılmış olan Güvenç Göleti ve havzasıdır.
Güvenç köyü Ankara-İstanbul karayolunun 35.km’sinde, Güvenç
Göleti ise Güvenç Köyü’nün 2.5 km kuzeydoğusunda yer
almaktadır. Kayaönü deresi, Sakarya nehri havzasında yer alır
ve akarsular derecelendirme sistemine göre dördüncü dereceden
bir koldur. Su toplama havzası 16.17 km2 olan havzada, akıma
geçen sular Güvenç köyünden sonra Güvenç çayı adını alarak Ova
çayına dökülmektedir. Havza iklim açısından Ankara
klimatolojik bölge sınırları içerisindedir, yazları sıcak ve
kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı İç Anadolu karasal iklimi
yaşanmaktadır (Karabulut, 1998).
Güvenç Göleti 1983 yılında Köy Hizmetleri genel Müdürlüğü
tarafından taşkın önleme ve sulama suyu temini amaçlı olarak
inşa edilmiştir. Göletin depolama hacmi 1.494.000 m3 tür. 8
yılda gölette biriken sediment miktarı echo-sounder aletiyle
yapılan ölçümler ve hesaplamalar sonucunda 335.470 m3 olarak
bulunmuştur. Yıllık olarak hesaplandığında bu değer 41.934 m3
tür. Bu varsayım ile gerekli havza koruma önlemlerinin
alınmaması durumunda göletin ömrünün 35 yıl gibi kısa bir süre
olacağı tahmin edilmektedir (Akıncı,2000).
Güvenç Göleti Fildöfer Kafes Uygulaması
Güvenç göletinde yapılan ölçümler sonucunda gölette önemli
miktarda sediment birikiminin olduğunun belirlenmesi üzerine,
göletin işlevini devam ettirebilmesi için gölet havzasında
gerekli önlemlerin alınması kaçınılmaz olmuştur.
Bu amaçla Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce gölet havzasında
sediment taşınımını en aza indirmek amacıyla uygulanan diğer
önlemlere ilave olarak bir çok avantaja sahip olması nedeniyle
fildöfer kafes inşası planlanmış ve uygulanmıştır.
|
 |
Şekil 5. Güvenç gölet havzası su toplama alanı drenaj ağı ve
fildöfer kafes eşik yerleri
Gölet havzasında Yaslımeşe deresi ve yan kollarında 10,
Cevizlidere üzerinde ise 11 adet olmak üzere fildöfer
kafeslerle toplam 21 adet taş eşik yapılarak eğim % 1’e düşürülmüştür.

Şekil. 7 Güvenç Gölet havzası fildöfer eşiklerinden görüntüler

Burada havzanın üst kotlarında ve yamaçlarda havza koruma
yönünden bir çalışmaya girilmesi düşünülmemiştir. Çünkü
havzanın üst kotları ve yamaçlar kireçtaşı ve marn
katmanlarıyla kaplı olup, seki teras vb. yapılacak inşaatlarda
en küçük müdahalede malzeme akışa geçecektir. Havza
sınırlarının tel çitle çevrilerek bitki örtüsünün koruma
altına alınması düşünülmüş, ancak köyde hayvancılığın terk
edildiği tespit edildiği için buna da gerek görülmemiştir.
Otlatmanın olmaması ve havzanın doğal haline terk edilmesi
nedeniyle tabii bitki örtüsünün gelişmeye başladığı
görülmüştür. Cevizlidere'nin üst bölümünde orman teşkilatının
ağaçlandırma çalışması da devam etmektedir.
Fildöfer Kafes Uygulamasında Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm
Önerileri
Mevcut proje Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde
fildöfer kafesler kullanılarak yapılan ilk araştırma projesi
olarak planlanmış, uygulanmış ve sonuçları gözlemlenmiştir.
Burada görülen en önemli sorun, feyezan sonrası gelen yüksek
debili akışın, fildöfer eşiklerin yer aldığı zemin ve yan
şevleri yıkayarak zemin malzemesini uzaklaştırması sonucu
yapının çökmesi olarak kendini göstermiştir (Şekil 8a).
Bilindiği gibi bu inşaat kuru taş ile doldurulduğu ve hacminin
yaklaşık %30’unun boşluk olduğu düşünüldüğünde, gelen su
yükselerek savaktan akamamakta ve tüm yüzey alanıyla zemin ve
yan şevlerden akışa geçmekte, bu arada yumuşak bir materyal
olan zemindeki toprak ve silti uzaklaştırarak boşaltmakta ve
sonuç olarak yapı olduğu yerde çökmektedir. Bu göletlerde şev
yıkılmasına neden olabilecek borulanma olayına benzetilebilir
ve burada suyun geçeceği alan çok daha büyüktür (Şekil 8b).

Şekil 8a. ve b. Fildöfer kafes eşiklerde karşılaşılan sorunlar
Bu tür olayların yaşanmaması için özellikle devamlı akışı olan
ve feyezan derelerinde fildöfer kafeslerle eşik inşaatı yapılırken, bent
temelinde ve yan şevlerde sağlam zemine kadar inilmeli veya
zemini sağlamlaştırıcı tedbirler alınmalıdır. Ayrıca bent
menba ve mansabının bir bölümü yastık fildöferlerle kaplanarak
zemin oyulmalarının önüne geçilebilir.
FİLDÖFER KAFES UYGULAMALARININ EKONOMİK ve ÇEVRESEL ETKİLERİ
Fildöfer kafes uygulamaları ülkemizde demir çelik fabrikalarından
başlayarak yeni bir inşaat sektörünün gelişmesini
sağlayacaktır. Dünyada bu tür uygulamalar 130 yıla yakın bir
geçmişe sahiptir. Ülkemizde de avantajları yeni yeni
benimsenmektedir.
Ayrıca yapılması düşünülen fildöfer kafeslerin proje aşamasında
diğer inşaat malzemelerine göre daha ekonomik, her mevsim ve
hemen her koşulda, örneğin su içinde bile uygulanabilir,
geliştirilebilir, modüler yapıya sahip bir inşaat sistemi
olması nedeniyle farklı inşaat malzemesi seçeneği olarak
yerini alacaktır.
Bu tür inşaatlar beton inşaatlara kıyasla ; kum, kalıp, beton
işçiliği, sulama vb. maliyetlere kıyasla daha ucuz olması
nedeniyle yaklaşık %50 daha ucuza mal olmaktadır. Ayrıca bu
tür tesisler genellikle su içinde bulunduğu için suyun inşaat
zemininde yaptığı oyulmalarda eşikler yerçekimi etkisiyle
çökmekte, sonuçta beton yapılar rijit yapısı nedeniyle
esneyemediği için kırılmakta ve dağılmaktadır. Bu durumda
tesisin yeniden inşası gerekmektedir. Halbuki fildöfer
kafeslerle yapılan inşaatlarda ise çökme durumunda tesis
unsurları esneyerek bulunduğu yerin şeklini almakta, herhangi
bir şekilde kırılıp dağılmamaktadır. Ayrıca çökme sonucu
oluşan boşluklar yeni kafes ilavesi ile tamamlanarak tesisin
fonksiyonunu kesintisiz olarak devam ettirmesi sağlanmaktadır.
Buna karşılık beton inşaatlarda eski betonun üzerine yeni bir
betonun ilavesinde aderansın sağlanması için ilave tedbirlere
gerek duyulmakta, çoğu zaman da mevsimsel koşulların uygun
olduğu zaman beklenmektedir.
Fildöfer kafeslerle yapılan inşaat hacminin % 30 luk kısmı
boşluktur. Bu boşluk daha sonra doğal bir malzeme olan mil,
silt, toprak ve bitkisel materyalle dolmakta içinde ve
üzerinde doğal bitki örtüsü gelişmektedir. Bu şekilde de
doğayla uyum içerisinde olan bir yapı ortaya çıkmaktadır. Daha
sonraki yıllarda bu tip yapılar rekreasyon amaçlı olarak da
doğal bir görünüm sağlamakla yararı daha çok artmaktadır.

Şekil 9. Fildöfer kafes yapıların çevreye adaptasyonu
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bir ülkenin gölet yada baraj yapması için maddi imkanlarının
çok fazla olması bile tek başına bir anlam ifade etmemektedir.
Bu tür bir tesis için öncelikle depolamaya uygun topoğrafik
yapı, jeolojik yönden geçirimsiz, zemini elverişli, iklim
yönünden yağışı ve akışı yeterli havzaya sahip yerlerin
bulunması gerekmektedir. Eğer bugün mevcut rezervuarlarımız
dolarsa 50-100 yıl sonra onlarca barajı yapabilecek maddi
imkana sahip olmamızın pek fazla anlamı olmayacaktır. Bu
nedenle baraj ve gölet gibi su yapılarının yapımı bundan böyle
havza koruma yönünden diğer yapım faktörleriyle birlikte ciddi
olarak ele alınmalı ve havza koruma yönünden sorun bulunan
yerlerde baraj ve gölet yapımı havza koruma önlemleri
alınıncaya kadar ertelenmelidir.
Bu çalışmada uygulanan fildöfer kafes bentler de diğer koruma
önlenlerine göre sahip oldukları avantajlar nedeniyle havza
koruma önlemleri arasında önemli bir yere sahiptir.
Mukavemetlerinin ve geçirgenliklerinin yüksek olması, esnek
bir yapıda olmaları, montajlarının kolay olması, kalifiye
işçiye ihtiyaç duyulmaması, yılın her mevsimi inşa
edilebilmeleri, maliyetlerinin düşük olması ve doğal çevre ile
uyumu kolay olduğu için havza koruma önlemi olarak tercih
edilmektedir.
Ankara Güvenç göletinde Echo-Sounder aletiyle 1997 ve 2000
gölet batimetre haritası Köy Hizmetleri Ankara Araştırma
Enstitüsü tarafından üretilmiş ve derinlik farkları iki farklı
yılın referans kotları yardımı ile 1.1 m bulunmuştur (Demirkıran,2002).
Fildöfer kafes uygulaması sonrasında gölette yapılacak ölçümlerle
geriye dönük ölçümler karşılaştırılarak fildöfer kafes
inşaatlarının sediment
taşınımdaki etkisi belirlenmeye çalışılacaktır.
KAYNAKLAR
*Akıncı, M.,2000, Güvenç Havzası Koruma Projesi Teknik Gerekçe
Raporu, KHGM.
*Brown, L.R., Wolf, C.E., (1996), Dünya ekonomisinde sessiz
kriz Toprak Erozyonu (Çeviri),Tübitak,Ankara.
*Demirkıran, O., 2002, Toprak ve Su Kaynakları Araştırma
Yıllığı, KHGM,Ankara.
*KHGM,2002, Galvaniz Kaplı Kutu Fildöfer (Gabiyon) Tel Kafes ve
Gabiyon Yastıklar Yapı Teknik Şartnamesi.
*Kıcıman A.Ş. Teknik Katalogları
*Maccaferi,2001, River Training Works Weirs problems and
Solutions, Environmental Solutions.
|